Mehmet Akif Ersoy Sözleri & Mehmet Akif Ersoy Şiirleri

  • 22 Aralık 2018
  • Mehmet Akif Ersoy Sözleri & Mehmet Akif Ersoy Şiirleri için yorumlar kapalı
  • 387 kez görüntülendi.
Mehmet Akif Ersoy Sözleri & Mehmet Akif Ersoy Şiirleri

Mehmet Akif Ersoy’un Hayatı

İstanbul’da 1873 yılında dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy, ilköğretimini Emir Buhari mahalle mektebinde aldı. Maarif Nezareti’ne bağlı İptidaiyi ve Fatih Merkez Rüştiye’sini bitiren milli şair, aynı zamanda babasında İslami bilgiler ve Arapça alanlarında yetiştirildi. Arapça, Fransızca, Türkçe, Farsça bilgisiyle çevresindekilerin dikkatini çeken Ersoy, rüştiyedeyken hürriyetçi öğretmenlerinden etkilendi. İdadide okurken şiirle uğraşan Ersoy, babasının ölümü, evlerinin yanması gibi nedenlerden dolayı mezunlarına memuriyet veren yüksek okulu seçmek zorunda kalmıştır.

1893 yılında Mülkiye Baytar Mektebi’ni birincilikle bitirdi. Veteriner olarak 20 yıl görev yaptığı süre içinde Anadolu, Rumeli, Arabistan’ı dolaşmış ve halkla yakın ilişkiler kurmuştur. İlk şiirleri Resimli Gazete’de yayınlanan Ersoy, 1906’da Halkalı Ziraat Mektebi’nde, 1907’de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde hocalık yaptı. 1908’da ise Darulfünun Edebiyat-ı Umumiye hocalığına tayin edilmiştir. İlk şiirlerini yayınladıktan sonra 10 yıl boyunca eser yayınlamamıştır. 1908’de Eşref Edip’in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergilerinde yazılar ve şiirler yazmaya başladı. Mısır’a 1913 yılında yaptığı yolculuktan dönerken Medine’ye uğramıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’da çeşitli görevlerde bulunmuştur. Burdur milletvekili olarak TBMM’ye gitmiştir. 17 Şubat 1921 yılında yazdığı İstiklal Marşı 12 Mart 1921 yılına TBMM tarafından kabul edildi. Mısır’da yaşadığı yıllarda yakalandığı siroz hastalığından dolayı hava değişimi için Lübnan’a ve Antakya’yı gezdi. Yurdunda ölmek için geldiği İstanbul’da 27 Aralık 1936 yılında vefat etti.

Mehmet Akif Ersoy’un Edebi Kişiliği

Hayatı boyunca hiçbir edebi topluluğun içinde yer almamış olan Mehmet Akif Ersoy, eserlerinde titiz bir çalışma yürütmüştür. Konuşma diline yasladığı eserlerinde hem aruz ölçüsünü hem de iç ahenge önem vermiştir. Ersoy’un edebi kişiliğinde öne çıkan özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

– Milli edebiyatın edebiyat ve dil anlayışını benimsememiştir. Fakat o dönemde eserler verdiğinden milli edebiyat bağlamında değerlendirilmektedir.
– Toplum için sanat anlayışını benimsemiştir.
– Eserlerindeki en önemli konular, fakirlik, cehalet, köksüzlük, inançsızlık taassuptur.
– Şiirlerinin geneli İslami lirizme sahiptir.
– Nazmı nesre yaklaştırmada oldukça başarılı eserler vermiştir.
– Bütün şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış olup Tevfik Fikret, Yahya Kemal’le birlikte aruzu Türkçeye başarıyla uygulayan şairdir.
– Mesnevi nazım biçimlerini ve Divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanmıştır.
– Lirik-epik kategorisinde değerlendirilen şiirleri çoğunluktadır.

Mehmet Akif Ersoy’un Eserleri

Manzum hikaye türümde Türk Edebiyatının önemli sanatçılarından olan Mehmet Akif Ersoy, İslamcılık akımını benimsemiştir. Yazılarında sıklıkla Türkçülük ve Batıcılığı eleştirmiştir.

Manzum Öyküleri:

– Küfe
– Seyfi Baba
– Meyhane
– Mahalle Kahvesi
– Hasta

En meşhur eserleri:

– Süleymaniye Kürsüsünde
– Safahat
– Gölgeler
– Asım
– Hatıralar
– Hakkın Sesleri
– Fatih Kürsüsünde

Mehmet Akif Ersoy Sözleri

Mehmet Akif’in sözlerini bu yazımızda derledik. En anlamlı Mehmet Akif Sözleri, Etkileyici Mehmet Akif Ersoy Sözleri, ve Resimli Mehmet Akif Ersoy Sözleri hemen aşağıda yer almaktadır. İstiklal Marşımızın yazarından hafızalardan silinmeyecek yüzlerce sözünü bir araya getirdik ve harika bir galeri oluşturduk.

24 saatten birini hakka vermeyen insan denilir mi?

Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.

İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun.

Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırtmasın.

Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.

Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.

Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün ödün olsun hakikat olsun tek.

Bize çağ dışı diyorlar doğrudur; çağlar açtık, çağlar kapattık. Çağlar bizden geri.

Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım, boğamazsam hiç olmazsa kovarım.

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu!

Ya rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahi?

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir, çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu!.

Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren, bırak kardeşim tahsili; git önce edep, hayâ öğren.

Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.

Medeniyet dediğin açmaksa bedeninin her yerini… Desene hayvanlar senden daha medeni.

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Yumuşak huylu isem kim demiş uysal koyunum; kesilir belki ama çekmeye gelmez boynum.

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, bir hilâl uğruna yâ rab, ne güneşler batıyor.

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. topIu vurdukça yürekIer onu top sindiremez.

Artık ikiyüzlüleri sevmeye başladım çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.

Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla. Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla!

Cehennem de olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki hak yoludur dönmek bilmez yürürüz.

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda allah korkusundandır.

Şarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yok payesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.

Konuşmak bir mana ise susmak bin bir mana. Herkes konuşmasına konuşur lakin sükut yürekli olana.

İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece: Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; sen ömür boyu hayret ediyorsun.

Sarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yok payesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.

Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaat etmeseydi  Allah cenneti, o’na bile etmezlerdi secde.

Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem.

Mehmet akif’e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? Diye” o’da cevap vermiş; “cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiği zaman.

Adamın biri Akif’e yaklaşarak sorar: affedersiniz, sizin için baytar diyorlar. Akif hiç istifini bozmadan cevap verir: evet, yoksa bir yeriniz mi ağrıyordu?

Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan, elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın: hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız; sade, i’lanı çekilmez bu acaib aşkın!

Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk; sade bir hadise var ortada: vahşetler denk.

İki üç balta ayırmaz bizi mazimizden. Ağacın kökü mademki derindir cidden, dalı kopmuş, ne olur gövdesi gitmiş, ne zarar o, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar, yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; yine bir vaha serer kavrulan imanımıza.

Eski dünya, yenidünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; sade bir hadise var ortada: vahşetler denk.

Bir dost meclisinde Mehmet Akif gayet hararetli bir şeyler anlatmaktadır. Sonradan görme zenginin biri bu meclise gelir selam verir ancak herkes Akif’i dinlediğinden kimse duymaz selamı ve almazlar dolayısıyla. Adam Akif’e sataşmak için: O üstat ne sallıyorsun yine der. Akif istifini bozmadan: Senin ne kadar iyi bir insan olduğunu sallıyorum.

Mehmet Akif Ersoy Dini Sözleri

Büyük ustadan yine akıllara durgunluk veren dini sözler ve manalı dini mesajlar guzel-sozlerim sayfamızda bir araya getirdik. Umarız beğenir ve güzel yorumlarınızı eksik etmezsiniz.

Ya rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı, mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahı.

İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun.

İnmemiştir Kur’an, bunu hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

Mehmet Akif’e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir diye” o’da cevap vermiş; “Cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiği zaman.

Ey âdemoğlu bu devir ve Devran’da içinizde hakkı ve hukuku bilen çoktur. Yaptığınız işte hile çok İslamiyet’i sorup da arayan ve yaşayan yoktur.

İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok. Nâ-hak yere feryat ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun.

Mehmet Akif Ersoy Şiirleri & İstiklal Marşı

Burada yazımıza son vermeden önce sizlere Tabiki Milli Marşımız olan İstiklal Marşı sözlerini ileteceğiz. İstiklal Marşı ile birlikte Mehmet Akif Ersoy’un yine birbirinden güzel, anlamlı, nanalı ve etkileyici şiirlerini hemen aşağıda paylaşacağız.

Mehmet Akif Ersoy İstiklal Marşı

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyet! ‘ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!

Cenk Marşı – Mehmet Akif Ersoy Şiirleri

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit
Arkadaşın gitti haydi sen de git
Bak ne diyor ceddi şehidin işit
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola.

Eşele bir yerleri örten karı
Ot değil onlar dedenin saçları
Dinle şehit sesleridir rüzgarı
Haydi git evladım uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek on safa geçmiş bulun
Uğurun açık olsun uğurlar ola
Haydi levent asker uğurlar ola

Yerleri yırtan sel olup taşmalı
Dağ demeyip taş demeyip aşmalı
Sende ki coşkunluğa er şaşmalı
Kahraman askerim uğurlar ola
Haydi git evladım açıktır yolun
Zalimlere karşı bükülmez kolun
Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
Haydi levent asker uğurlar ola
Haydi git evladım uğurlar ola.

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Azmine Sarıl

Ye’s öyle bir bataktır ki,
Düşersen boğulursun
Azmine sarıl sımsıkı
Bak ne olursun

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ