En Güzel ve Anlamlı Nazım Hikmet Sözleri

  • 08 Kasım 2018
  • En Güzel ve Anlamlı Nazım Hikmet Sözleri için yorumlar kapalı
  • 271 kez görüntülendi.
En Güzel ve Anlamlı Nazım Hikmet Sözleri

En güzel Nazım Hikmet Sözleri, Nazım Hikmet Aşk Sözleri, Etkileyici Nazım Hikmet Sözleri, Nazım Hikmet Şiirleri ve Nazım Hikmet Mesajları sayfamızda yer almaktadır.

Kısaca Nazım Hikmet hakkında bilgiler

Usta şair Nazım Hikmet Ran vefatının 55. yıldönümünde anılıyor. Ünlü şairimizi şiirleri sözleri ve şiirlerine yazılan şarkıları ile hatırlıyoruz. İşte Nazım Hikmet’in şiirleri, sözleri ve şiirlerinden bestelenen şarkılar ile hayatından detaylar…

Türk şiirinin ve edebiyatının mavi gözlü dev adamı Nazım Hikmet, vefatının 55. yıl döneminde gerek şiirleri gerekse de sözleri ile anılıyor, hatırlanıyor. 61 yıllık ömrüne sayısız dize, şiir sığdırmış, Türk edebiyatının en değerli isimleri arasında her zaman adı anılan usta bir kalem olan Nazım Hikmet’in Türkiye’den Moskovo’ya uzanan yaşamından detaylar ve şiirleri ile sözlerinden örnekler haberimizdedir. İşte guzel-sozlerim.com’dan en güzel Nazım Hikmet sözleri ve şiirleri.

1928: Af Kanunu’ndan yararlanarak Türkiye’ye döndü ve Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.

1935: 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 12 sene tutuklu kaldı. 1950’de yeniden Sovyetler Birliği’ne gitti.

En Anlamlı Nazım Hikmet Aşk Sözleri

Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin, sen ülkemin yaz geceleri gibisin, sen memleketim kadar güzelsin ve güzel kal… (Aşk Mönüsü)

Telefonu geldi aniden, dilinde kelimeler bir şeyler söylüyordu. Gülerek yaz geçti, kış geçti benden bir bahar geçti ben senden geçmedim. (Bahar Gülü)

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,  dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey… Fakat artık ümit yetmiyor bana, ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum…  (Seni Düşünmek)

Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda… Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye! Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik ANLAYAMADILAR… (Anlayamadılar)

Yüzü sonbahar hüznü güneşe benziyordu. Gülüşü birden bire geldi, beklemiyordum keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma… Hep böyle cana yakın mı bakar acaba? (Bahar Gülü)

En güzel günlerimin üç mel’un adamı var: Biri sensin, Biri o, biri ötekisi… Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi… Sana gelince… Ne ben Sezarım, Ne de sen Brütüssün… Ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana küssün.. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.. (Sen)

Belki yeni başlayacaktık, belki hiç başlamayacaktık, belki de başlayıp bitirmiştik.  Belki de Belki de… (Bahar Gülü)

Demiştim sana hatırlarsan: “Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil, ‘zamanla bırakmamak’tır..” (Bir Fotoğrafa)

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim? Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim… (Bir Fotoğrafa)

Sen de çıkar göğsünün kafesinden yüreğini; şu güneşten düşen ateşe fırlat; yüreğini yüreklerimizin yanına at! (Güneşi İçenlerin Türküsü)

Hasretini, yokluğunu, sensizliği bir ateş yanığı gibi öyle acıyla duydum ki yüreğimin etinde, gitgide çoğalarak gitgide derinden işleyerek öyle dayanılmaz oldu ki bu seni boğabilirdim senden kurtulmak için çünkü seni o kadar seviyorum.

Ama sen KADINIM..! Benim için sen.. Ne o.. Ne bu.. Şusun sen..! Benim can yoldaşım kavga arkadaşımsın… (Kızıl Saçlısına)

Anladın ya işim başımdan aşkın, beni lafa tutma, gülüm, ben sana aşık olmakla meşgulüm. (Meşgale)

Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir. Ben ayrılıkların… Kimi insan ezbere sayar yıldızların adlarını, ben hasretlerin… (Otobiyografi)

En Güzel ve Anlamlı Nazım Hikmet Sözleri

İnsanların kanatları yok, insanların kanatları yüreklerinde.

Özlemin azı çoğu olmaz, ağırdır işte.

Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik.

Cebimde yoktu, yüreğimden verdim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…

Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.

Ve benim birden bire yüzünü değil, gözünü değil, sesini göresim geldi.

İşin en aşağılık tarafı şu ki yavrum, galiba yalnızlığa alışıyorum.

Ve bir gün ekler Nazım Hikmet mektubunun sonuna; herkese selam sana “HASRET”

Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş. Ama sen gitme, ben cahil kalayım..

Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm.

Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu.

Pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.

İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.

Sende uzaklığı; sende ben, imkânsızlığı seviyorum.

Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim. Yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir.

Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?

Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.

Yazılarım otuz-kırk dilde basılır, Türkiye’mde Türkçemle yasak!

Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!

Bir gülüşün ateşiyle yakmasını biliriz ölümün önünde sigaramızı.

Ne kadar seviyorsun dersen; o kadar işte. Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin…

Yürekli bir kadının başı, yüreksiz bir erkeğin omzuna ağır gelir!

Evet. Belki umudum kalmadı geleceğimden; ama asla pişman değilim geçmişimden.

Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.

Pişman değilim! Sadece dön bak arkana; ne için, nelerden vazgeçtin? Neler dururken, sen neyi seçtin.

Geçtim putların ormanından baltalayarak, ne de kolay yıkılıyorlardı.

Ne ben sana kızarım, ne de zatın zahmet edip bana kuşsun. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.

Kimselere anlatamadım. Kendime bile, ola ki ağzımdan kaçırır, bir daha tutamam seni.

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması. Ne kötüdür ona an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması!

Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması. ‘Ben’ deyip susması, ‘sen’ deyip ağlamaklı kalması…

Biz; ince bel, ela göz, sütün bacak için sevmedik güzelim. Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda.

Hoş geldin! Biz bıraktığın gibiyiz. Ustalaştık biraz daha taşı kırmakta, dostu düşmandan ayırmakta.

Yolunu beklerken daha dün gece, kaçıyorum bugün senden gizlice. Kalbime baktım da işte iyice; anladım ki sen de herkes gibisin!

Aşkın bu denli sıradan olmadığına inanıyorum ben. Önce sıradanları yaşayacaksın ki, gerçek olanı anlayabilesin.

Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onlardan değilim ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.

Sevdiğin müddetçe ve sevebildiğin kadar, sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe ve verebildiğin kadar gençsin.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşayıp ben artık kimseyi sevemem deme! Unutma ki, en güzel çiçekler mezarlıklarda yetişir.

Korkma giderken ‘b’yi alıyorum, gerisini sana bırakıyorum. Ne de olsa sen bitirdin bizi. Öyleyse sende kalmalı ‘izi’.

Her gelen sevmez ve hiçbir seven gitmez unutma Bil ki; giden dönüyorsa sevdiğinden değil, kaybettiğindendir aslında!

Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim; git, ne demekti sevgilim?

Kim bilir; masalınızın kahramanı, başka bir hikâyenin figüranı olmaya gitmiştir belki de. Değer mi gitmesine, gitmezdi değmese..

Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim. Dağlara çarptım her esişimde. Yollara küfrettim her gidişinde.

Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya.

Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği, elimi sıkarken sapladığı bıçak. Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok, sokağında fener, penceresinde cam, ama umudu var büyük insanlığın, umutsuz yaşanmıyor.

Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.

Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır. Acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü…

Artık ne geri gelmeni beklerim ne de ben gelirim. Nasılsa ben bir şey kaybetmedim, sen bensizliği seçtin. Karar senin.

Büsbütün unuttum seni eminim, maziye karıştı şimdi yeminim, kalbimde senin için. Yok, bile kinim, bence sen de şimdi herkes gibisin..

Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne.

Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye, ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım. Ama seninle bir başka yaşarım.

Benim sevdasında bencil; ama yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim: ne güzel darma duman ediyorsun beni.

Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini.

Gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar, malı mülkü, aklı fikri, canı neyi varsa verebilmeli büyük hürriyete şiirlerimiz.

Bilmezden gelişim, aptala yatışım kaybetme korkumdan değil; karşımdakilerin yalan söyleme potansiyellerine olan merakımdandır.

Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.

Bir gün bensizlik çalar kapını. Benli dünleri düşünür, avunursun. Sanma ki yalanlar içinde, ben gibi bir doğru bulursun.

Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma! Çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında.

Yapraklara dallara, yeşillere, allara, nice nice yıllara gülüm, nice nice yıllara. Yaprak dala, al yeşile yaraşır, gayri bundan böyle vermem seni ellere.

Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, şiirler yazdın. Peki, o ne yaptı? Deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta.

Ne ben Sezarım, ne de sen Brütüssün. Ne ben sana kızarım ne de zatın zahmet edip bana kuşsun. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.

Ellerine dokunmak isterim, dokunamam arkasından camın. Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm, alacakaranlığımda oynadığım dramın.

Vicdanla birlikte, şeref ararım ben sevdiklerimde. Her zaman doğru değildir elbet seçimlerim; zaman gelir, şerefsizleri” de severim.

Hapşurduğumda; çok yaşa, iyi yaşa yerine benimle yaşa deseydi keşke. Bende; sen de gör değil de, emrin olur deseydim sessizce.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin. Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için.

Belki ben sana sevmeyi öğretemem, ama sen de bana, unutmayı öğretmezsin. Belki ben sana kavuşmayı öğretemem, ama sen de bana, ayrılığı öğretemezsin.

Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

İnsanlar işine gelince değil de vicdanına değince iyilik yapsalardı; bugün çıkar ilişkileri değil, gerçek sevdalar yaşanırdı!

Yağmur yağıyordu boyuna, sözü onlar alıp dediler ona : “Daha pazar kurulmadı kurulacak. Esen rüzgâr durulmadı durulacak. Boynu daha vurulmadı vurulacak.

Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine. Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar. Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar.

Memleketimi seviyorum: çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhat’tır. Kerem’dir. Ve Keloğlan’dır.

Benim idealimdeki rejim olsa, ben de seni astırırdım. Sonra da darağacının altına oturup hüngür hüngür ağlardım! (Necip Fazıl’ın “Benim idealimdeki rejim olsa seni astırır, sonra da mezarını türbe yaptırırdım” sözüne cevaben)

Nazım Hikmet En Güzel 5 Şiiri

Sayısız eserleri ve hayatımıza yün veren sözleri ile gönlümüzde taht kuran Nazım Hikmet’den efsane şiirler.

Ben

Senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin…
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilme

TAHİR İLE ZÜHRE

Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte yani yürekte….
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu’nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istersen dünyadan ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık Yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahir’liğinden
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil…

AŞK MÖNÜSÜ

Aşk dediğin
Emeklemeyecek
Sürünmeyecek aylarca.
Doğduğu gibi
Sarılacak hayata
Bir ceylan gibi.
Beyninin zelzelesi
Yüreğinin kıpırtısı
Bedeninin hevesi
Sarmalarsa eğer.
Öfkenin gazabına
Arzunun dayanılmazlığına
Vuracak prangasını.
İncinse de mavileri
Tükense de enkazlarda
Kurtarıcı timi sevgi olmalı
Umutsuzluklarda.
Dün nedir ki?
Yarını bilen var mı?
Dünya kaç günlük?
Deyip sarılmalı bugüne.
Bedenin ihanetine
Yüreğin yufkalığına
Hayatın acımasızlığına rağmen.
Dolu dolu yaşamalı aşkı
Mönüsüz, faturasız
Ve gailesiz.

Ben Sen O

O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
Ben, geceyi de
Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
Ben ağaran tanyerini de.

Gönderen: Nazım Gezer
Nazım Hikmet Şiirleri

Seni Düşünürüm

Seni Bıçak Yarası Gibi Hatırlarım
anamın kokusu gelir burnuma
dünya güzeli anamın.

Binmişin atlıkarıncasına içimdeki bayramın
fır dönersin eteklerinle saçların uçuşur
bir yitirip bir bulurum al al olmuş yüzünü.

Sebebi ne
seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın
sen böyle uzakken senin sesini duyup
yerimden fırlamamın sebebi ne?

Diz çöküp bakarım ellerine
ellerine dokunmak isterim
dokunamam
arkasındasın camın.

Ben bir şaşkın seyircisiyim gülüm
alacakaranlığımda oynadığım dramın.

Nazım Hikmet RAN

7 Ağustos 1959

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ