En Güzel Nuri Pakdil Sözleri, Geceyi, Kudüsü ve Yalnızlığı Ondan Öğrendik

  • 26 Kasım 2018
  • En Güzel Nuri Pakdil Sözleri, Geceyi, Kudüsü ve Yalnızlığı Ondan Öğrendik için yorumlar kapalı
  • 148 kez görüntülendi.
En Güzel Nuri Pakdil Sözleri, Geceyi, Kudüsü ve Yalnızlığı Ondan Öğrendik

Her daim olduğu gibi bugünde siz değerli ziyaretçilerimize Nuri Pakdil Sözleri derledik. Edebiyatın ustası olan Nuri Pakdil’in şimdiye kadar söylediği ve kitaplarından alıntı yaptığımız anektodlarını sayfamızda sizlerle paylaşıyoruz.

Kitaplarında sözlerinde ve söylemlerinde Kudüs ve yalnızlığı göreceğiniz Nuri Pakdil için özel olarak derlediğimiz güzel sözler sayfamıza küçük bir yorum bırakmayı ihmal etmeyiniz.

Nuri Pakdil Sözleri

Çocukluğum sınırsız bir ülkedir.

Kalem benim kal’em.

Sükût; Dünyanın en uzun cümlesi…

Dilimin döndüğü kadar sustum…!

Yazı: Doruk noktasına ulaşmış aşktır.

İçe bakış dehşetli hazinedir.

Daima bana inanmalısın.” diyor içim..”

Bize lazım olan soylu bir öfkedir.

İnsan aşık olmadan kendini tanıyamaz.

Biz, yitire yitire kazandık kendimizi…

Otellere yağmur yağar çocukluğum ıslanır…

Kudüs’süz ve İstanbul’suz Aşk yoktur…

Susmakta konuşmak kadar önemli oluyor bazen.

Direniş varoluşun deneyidir.

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir.

İnsan kendini de pusuda beklemeli.

Tarih Tekbir öğreti , Görmek en büyük yeti

Gökyüzü, dörtbaşı bayındır bir ülkedir.

İnsan, seni savunuyorum sana karşı!

Ruhumuzun özünden yola çıkmalıyız.

Boynumuz ağrıdı batıya bakmaktan.

Biz, yitire yitire kazandık kendimizi.

Eşya egemen insana: bize kim ağlayacak?

Her şey olabilir: İnsan: Yitirmişse.

Kim bıraktı uçurumu bu kadar yanıma.?

İnsan yitire yitire kazanabilir kendi kendini.

Hayat; hem yürünülen yoldur, hem taşınan dağ.

İnsan, kendi sesini, daima başkalarından önce işitir.

Hüzün; hissedilmesi kolay olmayan, çok narin, ince bir sestir.

Bir cümleyi bıraktım; yetkinleşsin haberim olur.

Kutsal inadı olanlar gerekli. Bir kalbi daha olanlar gerekli.

Ancak eylemin içinde kurulabilir düşünce birliği.

Nergis sızısı bir yağmur idim ben insan kalıbına döküldüm.

Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak.

Direnç gömleğimi giydim!” sözü “Sürekli okuyorum” anlamına geliyor.

Tartışma hiç kimseyle. Sadece düşün. Düşündür başkalarını.

Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetimdir.

İnsanın damarlarında sağlam cümleler dolaşmalıdır.

İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün; nasıl kayıp gidecek elinizden…

Ağlamak, anlamak anlamına geliyor benim için.

Eğilip kalbimi dinlemek istiyorum ya, bazen, öylesine uzağındayım ki!

Çok genişlemeli kalbimiz “derdi,” Sevebilmek için.

Yabancılaşma ve uygarlığından kopan bir ulusun alınyazısıdır.

Hiç yazılmamış uzun bir destandır annelerin yüzleri.

İzin verirseniz şuracıkta, kendi kendime düş görmek istiyorum.

Yalnızlıkta kendi cümlesi bile eşlik edebiliyor insana.

Hayat : hem yürünülen yoldur, hem taşınan dağ.

Gül nevileri de dahil kirlenmeyen çiçek mi kaldı ki!

Çok vefalı bir dostun elini tutarcasına Sağ elimi sol elimin üstüne getirdim..

Ey aşkı hiç tanımayan kalbinin çevresinde bitimsiz bir kıştır zaman.

Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.

İnsan, vicdanıyla sürekli hesaplaşıyorsa, genç kalır, tığ gibi.

Hiç alışamadım gülmeye, hüzün vicdanıma daha uygun.

Ölüm korkusunu, ancak ölüm ötesi hayata inanarak yenebiliriz.

Çağ ancak, bilinçle sorumluluk yüklenenlerin yüzüne güler.

Okumadığın gün, karanlıktasın ve bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Gerçek İman: Dönüştürücüdür: tüm yeryüzünü; Hakka doğru…

Suskunluğu, tırnaklarımın altında bir tahta kıymığı gibi taşıyorum.

Hız telaşı tedirgin etti iç sistemimizi. Belki en iyisi yürüyerek gidilir yaşamaya.

Harikadır cümle ilk yazıldığında. Koşmaya başlasın da o zaman gör sen.

Her cümlenin vebali ağırdır. Kapsama alanına tüm insanlık girmektedir.

Süpürülmekten korktukları için her süpürgenin sapına yapışanları iyi ayırt etmeli.

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak ederim yaşamayı?

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?

Yazı, daima bıçak sırtına yazılır; durursanız, bilirsiniz ki, bıçak etinize saplanacaktır.

Yönelişlerin en ayrıcalıklısı, insanın kendi vicdanına doğru olandır.

En Güzel Nuri Pakdil Sözleri

Anlamlı Nuri Pakdil Sözleri, Etkileyici Nuri Pakdil Sözleri, Resimli Nuri Pakdil Sözleri ve daha fazlası guzel-sozlerim.com sayfamızda yer almaktadır;

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir. Okumadığın gün karanlıktasın.

Okumadığın gün karanlıktasın. ve: Bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Çanta açılır, kitap çıkarılır. İşte: okurken kalbimle şakır şakır konuşuyorumdur da.

Hiç kimse kahır yaşamak için aşık olmaz: “Kahrın da hoş” diyebilmektir aşk.

Sultanahmed Camii diyor ki Süleymaniye Camiine : Başımızı alıp gidelim mi ?

Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı : Yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.

Bazen başımı ayrı mı taşısam, diye düşündüğüm oluyor; çünkü, aşırı gürültüyle dolu içi.

Yürüyecek miyim? Karar. Adımların tadını bir aldı mı, hiç bırakası gelmiyor insanın.

Gece arkadaşlar gittikten sonra, yoğun yalnızlığımı giyindim. Bu gece çok seviyorum yalnızlığımı.

İnsanın, kendi kendi olabileceği sessiz bir mekan, meğerse ne kadar önemliymiş!

İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek, ne ekmek; Önce kalbimiz bozuluyor çünkü.

Çağın deli gömleğini görüyoruz: Kentin, kendi kendine yabancılaşarak şişen-sarkan cüssesi.

Kolay mı dostum, yürümek! Tırmanılması gereken yalıyarlara yalılardan geçilmiyor ki.

Pası silinir gözümüzün: upuzun bir fetihtir aslında hayat; kendi özümüzü daha bir kavradıkça.

Eminönü’ne doğru; gözlerime İstanbul dola dola; insanın encamı yürüyor iki yanımda: hangisindeyim ben?

Sözümüz eksik, hayatlarımız yarım, kalbimiz sallanıyor içimizde direnmeye hazır hayatlar ver bize Rabbim !

Kuşkusuz bir ‘giz’dir içdünyası insanın: öyle olmasa, insan, şimdiye değin dayanabilir miydi ağırlığına yeryüzünün?

Acıyı güzele, kötüyü iyiye çevirmek lazım. Bunu da ancak sanatla yapabiliriz. Ölümsüz olan, bir tek o çünkü.

Altmış bıçak yemiş bir yılan da olsam, şükür Tanrı’ ya, hayattayım gene de. Hala yaşıyor olmamız: az şey mi?

Özellikle umut, konuştukça büyür, aşar sizi, kentinizi de, ülkenizi de aşar: yeryüzüne bir elektrik akımı gibi geçer umut.

İnsanın özü artık yok. Tüm çılgınlıklar bundan kaynaklanıyor olmalı. Çağın kanseri, bu ‘insan özü’nden yoksunluk.

Yeryüzünde dostluğun, arkadaşlığın, bir amaca doğru yürüme yoldaşlığının devinimli, aydınlık, üretken bir simgesi gibiydi.

Bağımsızlığa dışsal davranışlarla değil içsel bileşimlerle ulaşılabilinir ancak kurtarmamız gereken ilk yurt içimiz iç dünyamız kimliğimiz.

Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içinde. Çünkü saygı taş kesilirse, insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli.

Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimizi aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımlarından kurtulma olanağı yok insanın.

Bir ülke, utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur. Utanma duygusunu yitiren, kendi kendisini yitirmiş bir sürgündür.

Bir ulus, kendi uygarlık değerlerinden kopuk bir düzeyde bulunuyorsa, o ulus için ne ekonomik, ne de siyasal bir bağımsızlık söz konusu olabilir.

Ne söylüyorum ben? Eğriyse düzeltilmeli, kirliyse arındırılmalı, kanlıysa kazına kazına temiz yeri ortaya çıkarılmalı demiyor muyum?

İnsanın, içinden kurduğu cümlelerin ağırlığını omuzlarında hissettiği vakitleri iyi yaşaması gerekiyor. İçimiz: büyük şansımızdır çünkü.

Sorumlusunuz, bütün yaptıklarınızdan, olanlardan ülkenizde ve ülkeniz olmayan yerlerde, ilginiz ve bilginiz oranında.

Etkileyici Nuri Pakdil Sözleri Uzun

Günümüzün ağzı bozuk sözleri yerine Edebiyatın zarif gülü Nuri Pakdil’den en anlamlı düzgün türkçe ile yazılmış güzel sözlere ne dersiniz. Üstelik en anlamlı Nuri Pakdil Aşk Sözleride mevcut.

Sen hiç martı yüreğinin çarpıntısını duydun mu? O, bir mücadeleci yüreği gibi, dik dik atar.. Kıyıya inince besmeleyi unutma.!

Gerçek değil düzme bir dünyaydı, okuduğum bütün okullarda, önüme konulan. hayal gücümü harekete geçirmesem yıkılmıştım.

Çağın boğuntusu, insanın salt maddesel düzlemlerde yığınlaştırılmışlığında toplanıyor: Eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı.

Tanrı düşüncesinden yoksun kalınınca hiçbir şey olunamayacağını, kendi kendine ıslık çalar gibi kara başkaldırı deneyleri yapanlara, hangi dille ve kim anlatacak?

Doğrudur aşınma acıdır. Aşınan ayak topa vuramaz. Aşınan beyin devrim yapamaz.Aşınan aşık şık bir görüntü vermez. Aşınan kumaştan güzel bir elbise dikilebilir mi?

Çoğu zaman, susmak, konuşmaktan daha kıymetlidir, hayırlıdır. Söz bitebilir, fakat sükût hiç bitmez. Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir.

Ben bir şeyi hiç mi hiç az sevemedim. Hele orta hiç sevemedim. Hep çok sevdim. Arkadaşlarımı da severim. Yeryüzüne biterim. Eve portakal aldığımda kasayla alırım. Dayanamayanlar çürür.

İnsan, geceleyin, yalnızsa, en çok kendini gereksiniyor: Zaten, yalnızlığın büyük güç kaynağı oluşu da bundandır: gündüz de öyledir de, geceki yaslanış bambaşkadır. Dağ delirir. Su yokuşa çıkartılır, aşağı boşaltılır.

Yasa batmış Kudüs bu! Elinizi uzatınız; zincirleri mi kıracaksınız? Yurtsuz kalan Filistinlilerin direniş ateşinin çıngıları göklere saçılır ve İstanbul gecelerinde toplarsınız bunları.

Gerçek değil düzme bir dünyaydı, okuduğum bütün okullarda, önüme konulan. Hayal gücümü harekete geçirmesem yıkılmıştım.

Bütün yalınlığıyla hayatı kucaklayabilmek, tartıya vurabilmek akıp giden suları, saat şöyle dursun, dakikaların değerini anlayabilmek, ateşi avucumuzda tutabilmek açıkçası sükûnette mümkün. Yeryüzünün en melodik dili, sükûnet.

Durmadan vurmalıyız vicdanımızın üzerindeki kayaya; mor puta. Özgürlüğümüzü ancak böyle varedeceğime inanıyorum. Çünkü, özgürlüğü, kotarılmış ve bana sunulmuş bir yemek olarak bulmadım ki ben!

Öyle kötü biriyim ki seni sonsuza kadar yanımda tutarak hayatını benim yanımda cehenneme çevirmek istiyorum. Seni defalarca kırmak, belki defalarca yaralamak. Sırf günün sonunda bana sığın diye elindeki her şeyi almak istiyorum.

Gerçeği, doğruyu aramanı en meçhul yerlerine doğru yolculuktur: yazmak. Ancak layetezelzel zihinlerde: cesaretle: dürüstlükle ilerlenebilir vicdani derinliğe. Çu çuh tren, kıvrıla kıvrıla ve de kılıç güneşe girerken.

İnsanda adalet duygusunu oluşturan, bu duyguyu canlı tutan kaynak, insanın ruhsal derinliği, insanın manevi yönüdür. Bir toplulukta ruh unutulmuşsa, manevi istekler yoksa, o toplumda gerçek anlamıyla sağlıklı insanların bulunmadıklarını hemen anlarız. Kimse, öldürülmüş ruhunun davacısı değil!

Her yerde kelime arıyorum; tüfeklere sürülü kurşunlar gibi ağır. Ama, onlar gibi öldürücü değil. Eyfel Kulesi kurşuna dönüşse, basımevinde eritilse, kaç kelime olurdu, diye düşünüyorum. Örneğin, sadece bir kelimedir Amerika.

İnsanın ruhsal yanını yeniden düzeltici önerileri içeren bir öğreti sunulmalı. İnançsızlık, şu kadar megatonluk bir atom bombası altında insanlığın son bulacağı korkusundan daha çok korkutmalı bizi!

Batı üstüne, şimdiye değin çok okuduk. Uzun yıllardır, uygarlığımızı bırakıp, nasıl olursa olsun, ne olursa olsun, Batılılara benzemeye çalışıyoruz. Onların sözlerini tutmadan, onların kurumlarını almadan, onların yasalarını uygulamadan, sorunlarımızı çözemeyeceğimiz kanısına varmışız.

Mekke yönünde tek buğdayı sürükleyerek ilerleyen karıncayı hiç usumdan çıkarmayacağım, her zaman düşüneceğim. Çünkü, karınca, yolunda yanarken, eşsiz bir güzelliği de yazıyor: yeryüzündeki bütün dillerle.

”Tüm kurumları Avrupa’dan almak” hastalığına tutulalı beri, tarihimizi okumaz olduk. Kendi tarihine yabancı kuşaklar yetişti Türkiye’de. Geçmişle aramıza bir Avrupa setti inşa ettik. Ve hiç utanç da duymadık bu setti inşa ederken.

Çağdaş insanın, büyük bir eksikliği de kuşkusuz şurda: Günüyle tarih arasında bir bağ kurmamasında, belki kuramamasında ilençli kavimleri hiç usuna getirmemesinde, belki getirememesinde Kutsal Kitap’la varlığını doldurmamasında, yoğunlaştırıyor insanın üzerindeki ilenci.

İnsan aşmak zorundadır kendi kendini: kendi kendini öldürmeye, bir çukura düşmeye karar verebilen insan, niçin, kendini aşmaya, doruklara çıkmaya karar veremesin?: insan, manevi kaynaklardan uzaklaştıkça parça parça öldürmüş olur kendini: taksitli özöldürüm bu.

Yargılıyız acı çekmeye. Acının her şeye egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz: en çok insan öldürülen bir çağ çünkü bu. Özellikle, Türkiye’de her şeyin üstünü yoğun bir acı kaplamış: gülüşümüz bile acıdır bizim. Büyük bir ulusun son küçük parçası üstünde bırakıldık. Hem bir toprak yitikliğinin, hem de bir ülkü yitikliğinin acılarından kaynaklanıyor bizim acımız.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ